Op. Dr. Çiğdem Karas Mavişehir Life Röportajı

1. Çiğden Hanım sizi daha yakından tanımak istiyoruz. Kısaca kendinizden bahseder misiniz? Bu mesleği seçmeye nasıl karar verdiniz?
-Önce iyi bir insan,iyi bir doktor olmaya çalışan, hastası ile empati kuran, kadınları kendi alanımda bilinçlendirmeye gayret gösteren biriyim.Çocukluk hayalim kadın doğum doktoru olmaktı daha 7 yaşımda branşımı seçmiştim  yani.Dünyaya bir can gelmesine vesile olmak o zaman bile beni çok etkilemişti sanırım, birazda annemin yönelndirmesi var tabii beni hep doktor kızım diye severdi 
-1978  yılında Bursa’da doğdum, 1993 yılında TC. Başbakanlık Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü adına Bursa ili Gençlik Temsilcisi seçilerek,lisanslı sporcu olarak Bursa Belediye Spor takımında 6 yıl yüzdüm , çeşitli derecelerde madalyalar  kazandım
2000 yılın da Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldum, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi; Yüzme Takım Kaptanı olarak yüzme kariyerine devam ettim.
-2005 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim dalında uzmanlık ünvanını aldım.2005’den beri Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olarak görev yapmaktayım.
Evliyim.1 kız, 1 oğlan 2 çocuk annesiyim. Mesleğimizin getirdiği çok yoğun bir çalışma temposu olduğu için fırsat bulduğumuz her anı eşim ve çocuklarımla değerlendirmeye çalışıyorum. Eşim bir motor tutkunu olduğu için bu zevki bana da aşıladı ve hafta sonları motorla yeni yerler keşfetmek favorimiz oldu. Küçük tatiller de yurtdışına çıkıp güzel bir kafe de kahve eşliğinde güzel sohbetler yaparak yorgunluğu atmaya çalışıyoruz .Bir de spor tabi, hayatımızın vazgeçilmezi. Spor bir yaşam tarzı, bu tarza da dansı ekleyerek arada eğleniyoruz.

2. Anne ile bebeği ilk kez buluşturuyor olmanın size hissettirdikleri nelerdir?

Doğumu; aileye, topluma yeni bir bireyin katılması, kadının anne olması açısından bir geçiş evresi olduğu yolculuk olarak görüyorum. Bebeğin rahimden dünyaya gelişi de bir yolculuk . Ama benim burada anlatmak istediğim tam olarak bir kadının anne olma yolculuğu. Doğum süreci (eğer bu süreçte bir sıkıntı yoksa) doğanın kadına öngördüğü şekilde işlediğinde, annelik için gereken güdüler ve duygular kendiliğinden başlıyor. Anne ve bebek arasında bu sürecin sonunda büyük bir aşk oluşuyor. Bu aşk sayesinde hormonları kadını anne yapıyor. Bebeğini besleme, koruma ve büyütmek için gerekli annelik  hisleri başlıyor. Böylece sağlıklı ve doğru bir bağlanma süreci kendine güvenen güçlü nesiller yetiştirmek için de bir başlangıç oluşuyor.

  3. Biraz da kadınların korkulu rüyası olan rahim ağzı kanseri hakkında bilgi almak istiyoruz. <span font-size:14px\"="">Rahim ağzı kanserinden biraz bahseder misiniz?

 Rahim ağzı kanseri daha çok gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde en sık görülen jinekolojik kanserdir. Her yıl dünyada 500 bin yeni rahim ağzı kanseri tanısı konulmaktadır. Genellikle 50 yaş civarında ortaya çıkan rahim ağzı kanseri son yıllarda genç kadınlarda da görülmeye başlamıştır. Kadınlarda en çok görülen kanser sıralamasında meme kanseri ilk sırada yer almasına rağmen, yaşamı tehdit edici özelliği nedeniyle rahim ağzı kanseri, meme kanserinin önüne geçmektedir.
Rahim ağzı kanserlerinin neredeyse tümünden sorumlu olan HPV (“Human Papilloma Virüsler” ) virüsü çok belirti göstermez ve oldukça bulaşıcıdır. Çoğu kadın, hayatının bir döneminde karşılaştığı HPV virüsünü kendi vücut savunma sisteminin yardımı ile yener. Bazı HPV virüsleri ise bu savunma sisteminden güçlü çıkar ve rahim ağzı kanserine neden olur.  

 4. Rahim ağzı kanserinin belirtileri nelerdir?

Rahim ağzı kanserinin belirtileri erken dönemde kendini göstermeyebilir. Çıplak gözle ya da ve jinekolojik muayenede rahim ağzındaki sorun görülmeyebilir. Smear testi denilen vajinal akıntı ile ya da “kolposkop” denen rahim ağzını büyüterek gösteren aletlerle değişiklikler fark edilebilir, kesin tanı ise şüpheli bölgeden alınan biyopsi ile konulabilir.
Rahim ağzı kanserinin belirtileri daha çok hastalığın ileri safhalarında ortaya çıkar. Kanlı akıntı, cinsel ilişki sonrası kanama ve düzensiz adet kanaması gibi belirtiler rahim ağzı kanserinin belirtileri arasındadır. İlerlemiş vakalarda muayene esnasında bile tümör fark edilebilir. Rahim ağzı kanseri ilerledikçe idrar problemleri, defekasyon zorlukları ve bacak ağrıları görülür.
Rahim ağzı kanseri belirtilerinden biri olan cinsel ilişkiden hemen sonra ya da ertesi gün beklenmedik şekilde oluşan kanamalara  “post koital kanama” denir. Post koital kanama önemli bir bulgudur ve rahim ağzı kanserinin erken belirtisi olabilir.

 5. HPV virüsü bulaşıcı mıdır?

 Kadın kanserleri günümüzde giderek yaygınlaşırken, en büyük etkenlerden biri HPV virüsü. Pek çoğumuzun adını bile duymadığı ama gerek dünyada gerekse ülkemizde milyonlarca kişide bulunan HPV virüsü (insan papilloma virüsü), her yıl daha da yaygınlaşıyor. Cinsel yolla bulaşan en yaygın enfeksiyon olan HPV’nin 200’den fazla türü bulunurken, dünyada milyonlarca kişi, çoğu gençliğin sonlarında ve 20’li yaşların başında, halen HPV virüsü taşıyor.

 6. Rahim ağzı kanserinin tedavisi nasıl olur?

 HPV virüsü enfeksiyonu sonucu oluşan genital siğiller ise yakılarak, dondurularak, cerrahi ya da lokal kremler yardımıyla tedavi edilebilir. Bu tedavi sonucu siğilin kaybolması, bir daha ortaya çıkmayacağı anlamına gelmez. Bazı kişilerde tedavi sonrası siğil tekrarlamazken; bazılarında sık aralıklarda yeniden siğil oluşumu gözlenebilir. Her yeni siğil oluşumunda tedavinin tekrarlanması gerekir. Genital siğillerin tekrarlama riski bağışıklık sisteminin ne kadar güçlü olup olmadığı ile bağlantılıdır.  HPV virüsü enfeksiyonlarında, tedavi olmaksızın, kişinin kendiliğinden virüsü vücudundan atabildiği bilinmektedir.
Rahim ağzı kanseri tedavisi 4 ayrı yöntem ile gerçekleştirilir. Bunlar cerrahi müdahale, radyoterapi, hormon tedavisi ve kemoterapidir.  Virüsün dokunun derinliğine geçmediyse rahim ağzında tuttuğu bölge kolposkopi ile belirlenebilir. Bölgenin cerrahi yöntemle alınması ile kanserleşebilecek alan ortadan kaldırılarak, hastada yüksek oranda iyileşme sağlanır. Basit bir cerrahi işlemle hasta aynı gün taburcu edilebilir. Eğer kanser invaziv hale gelmişse yani doku derinlerine kadar inmişse iki tedavi seçeneği vardır. Bu durumda geniş kapsamlı ve uzun zaman alacak zor bir ameliyat olan “radikal histerektomi” yapılır. Aynı zamanda kanser hücreleri pelvik bölgedeki lenf bezlerini tuttuğu için onlar da çıkarılır. Alternatifi ise kemo-radyoterapi; kemoterapi ilacıyla o bölgedeki kanser hücreleri ışına karşı duyarlılaştırılır, akabinde hastaya radyoterapi uygulanır ve takibe devam edilir. Eğer geç evredeyse cerrahi ya da kemoterapi ya da radyoterapi fark etmeksizin sağ kalım oranları belirli oranda olur.


blog